12 Nisan 2017 Çarşamba

2017 İLKBAHAR ARICILIK ÇALIŞMALARIM

Memleketin çoğu yerinde olduğu gibi 2016 yaz ve güzü kurak geçti. Arılar, yavruyu erken kesti ve kışa yeterince genç arıyla giremediler.  Eylül ve ekim aylarında sonbahar bakımlarını yaptığımız arılarımızı, kışı geçirmek üzere kendi haline bıraktık. Böyle karar alsak da haftada bir iki gün arılığa uğramadan duramadım. Hele güzel havalarda...
Yabani arılar, sarıca arılar zayıf kovanlara dadandılar, kendilerini rahat koruyabilsinler diye giriş deliğini daralttım ama yine de iki zayıf arı yağma sonucu telef oldu. Eh bizde doğal varroa kapanı yaparak arıları biraz rahatlattık.

 
Gerçek anlamda kışı yirmi aralıktan sonra zemheriyle birlikte bir buçuk ay kadar yaşadık. Önce havalar soğudu, yılbaşından hemen sonra  uzun yıllardır görmediğimiz miktarda kar yağdı ve arazi yaklaşık on gün kadar kar altında kaldı. Ara sıra çok olmasa da karlı ve soğuk havalar devam etti. Şubat ayında güneşli günler gördük. Bazı günler gündüz saatlerinde arılar için uygun sıcaklıklar oldu ve arılar  temizlik uçuşu yaptılar.
 

Karlı günlerden

Hırsız var. İki küçük kovan kayıp...
 
               Karlı ve soğuk günlerden sonra, güneşli güzel günlerde fırsat buldukça  sorun olabileceğini tahmin ettiğim kovanlarımın kontrolünü yaptım.
               Cemrelerle birlikte arıların çalışabileceği havalar başladı ama uzun süreli karlı ve soğuk havadan dolayı otların çoğu dondu. Kışa dayanıklı olan ot ve erken çiçek açan ağaçlardan polen gelmeye başladı.
Sonbaharda formik asit uygulaması sırasında birkaç kovan ana arısını kesti. Arıların kendi yaptığı ana arılardan neredeyse yarısının ( dört kovan ) ana arısı yeterince çiftleşememiş olacak ki kışı çıkarmasına rağmen istenilen yavru üretimini yapamadı.

Yarısı ölen, yarısı yaşayan arılarım oldu. Kovanda arı var fakat arı giriş çıkışı zayıf. Açıyorum kovanı, bir tarafta 2-3 çerçeve arı var ana arı peteğin iki yanına avuç içi kadar yavru atmış. Diğer tarafta, balların bittiği ya da çok az olduğu peteklerin arasında, petek gözlerinde ölmüş arılar...  Evet üç kovan bu halde kışı çıkardı.
          Arısının bir kısmını kaybeden ve kalanla hayata devam eden arı
Açlıktan iki arımı kaybettim. İhmal mi, beceriksizlik mi, gözden kaçma mı, her neyse ...

Ölen arılarım oldu. Bal var, polen var ama ölmüş. Sanırım çoğu uzun süren çok soğuk günlerde bulunduğu peteklerdeki balı bitirdi, ballı çerçevelere geçiş yapamadılar ve açlıktan öldü.

Anasız kalan kovanlarla, anası olup zayıf düşen arıları birleştirdikten sonra 2016 - 2017 kışını altıda bir oranında arı kaybıyla atlatmış bulunuyoruz. Tabi bu saatten sonra kayıp yaşamazsak.

Arılar için şubat ayının ilk günlerinde, Tarım İl Müdürlüğünde yaklaşık yüz elli kilo kek yaptım ve ilk çiçeklerle birlikte bazı kovanlara takviyede bulundum. Mart yirmiden sonra ise yiyecek sıkıntısı olan kovanlara şerbet vermeye başladım. Bazı kovanlarsa kendi balıyla beslenmeye devam ediyor ve en coşkulu kovanlar da onlar.


Kat verilebilecek kovanlar olduğu gibi kendini ayçiçeğine ayarlayan kovanlar da var.

                            Erken çiçek açan kayısılar, kırağılara dayanamadı ve kavruldu.

                                Bu sümbüllere arılar bayılıyor.



Şimdi on nisan itibariyle arılarımızın sağlık durumları iyi herhangi bir olumsuzluk yok. Hava sıcaklıkları gündüz gece ısı farkı çok yüksek. Gündüz 20, gece sıfır derecelerde olabiliyor. Erken uyanan meyve ağaçlarını kırağı yaktı. Önce erkenci kayısılar gitti. Arkasından mart sonu, nisan başında erken uyanan cevizler ve asmalar darbe yedi. Bu cevizlerde hayır yok bu sene.  Yağış durumu, kışın kar yağdı ama yeterli yağmur yok. Barajlarda su seviyesi geçen seneye göre çok düşük. Yaklaşık üç haftadır ( 20 mart- 10 nisan ) arılığın bulunduğu mevkide yağış yok.

 Her bitkinin bir anavatanı var. O bölgeye her şeyiyle uyum sağlamıştır. Dört tane incir fidanı vardı, hatta birinden geçen sene birkaç tane incir görmüştüm. Bu sene hepsini soğuk kuruttu. Belki kökünden gelir ama ...

Burada bir anımı - acemiliğimi - anlatayım. 2006 mayıs başları, yer Kırklareli ..  Arıcılığa başlarken vatandaştan arıları alacağım. Fazla bilgim yok. Beş tane fenni kovan, ikisinde arı var üçü daha sıfır. On dört sepet kovan, sepetleri yan yatırıp bakıyorum, ağzına kadar kara petek, orta petekler kapalı yavru ve arı sepetten taşmak üzere. on kadar sepet bu şekilde. Kaldı dört sepet. Sepetler, sehpaya sığır b..u, saman vs. ile sıvanmış. Önceki sepetler ağır, bunlarsa hafif... Bu sepetleri de yan yatırıp baktım. Sepetin tavanında ithal muzlar gibi 5-6 tane 15-20 cm uzunluğunda sarı petek, yumruk kadar da arı. Bu arıları öteki sepetlerin hatırına alıyorum, yoksa beğendiğim için değil.  Arıları kendi mekanıma taşıdım. Birkaç kovan edindim. O kovanlar oğulla doldu.  Zayıf sepetler ise öyle güzel bal yaptılar ki sepetleri yerinden zor kaldırdım. Ertesi yıl arıcılıktan anlayan bir arkadaş sepetten sandığa arılarımın birkaçını aktarıverdi, kalanları kendim aktardım. Bölgemizde geleneksel olarak sepet arıcılığı yaygın. Sepet kovanların ana arıları her daim gençtir. Çünkü bir sepetten bir kaç oğul almak mümkün.

Çalışanların, üretenlerin emeklerinin karşılığını almaları dileğiyle verimli bir yıl dilerim.






 

28 Ocak 2017 Cumartesi

MANTALİTE ( ANLAYIŞ ) FARKI


Kırklareli Arıcılar Birliği Başkanı sayın Cemalettin Saygılı'dan gelen cep telefonu mesajıyla  28 Ocak 2017 tarihinde yapılacak olan "Arıcılığımızın Geleceği ve Arıcılık Faaliyetleri" konulu konferansa çağrıldım. Konferans, Kırklareli İl Özel İdare Cazibe Merkezinde saat 10.30'da  Sayın Prof. Dr. Muhsin Doğaroğlu tarafından Kırklarelili arıcılara verilecek.
Saat 10.20 sıralarında toplantı yerine vardım. Gelenlerden isteyene Arıcılar Birliğinin hazırlattığı takvim ve tüplü adaçayı fidesi veriliyor. Salon önünde çoktandır görüşemediğimiz tanıdıklarla hoşbeş ederken, Muhsin Hoca geldi.
Prosedür gereği başkan tarafından açılış konuşması yapıldı ve program akışı sunuldu. İstiklal Marşı'ndan sonra Muhsin Hoca'mız sahnedeki yerini aldı.
Bal arısı ile ilgili genel bilgiler, mevsimsel arı bakımları, koloni yönetimi, oğul, güçlü arı, destek kolonisi, seleksiyon, arı hastalıları, gen kaynakları, parazitlerle mücadele, petek verme, kat verme... ve arıcıların sorularını yanıtlama gibi konularla konferans sona erdi.

Bana en ilginç gelen ise Hoca'mızın oğulla ilgili verdiği örnekte ulusların mantalite farkıydı.
Biz Türklerde aynı avluda evleri ayrı olan iki kardeşin de arısı var. Oğul zamanı bir baktılar ki ağacın dalında bir oğul var. Kardeşlerin aklından ne geçer? diye bir soru sordu. Cevaplar, her iki kardeşin de " Oğul benim arıdan çıktı, dolayısıyla bu oğul bana ait olmalı. " gibi bir anlayış hakim oldu.

Almanlarda ise böyle bir durum yani aynı avluda oturan ve arı bakan iki kardeş ya da komşu için ağaçta veya başka yerde oğul görmek utanç nedeniymiş. Acaba neden?  Cevabı Almanlarda arının oğul vermesi iyi karşılanmazmış. Bir arının oğul vermesi sahibi için utanç vesilesiymiş. Arının oğul vermesi, o arının kalitesiz, bakılmaya değmez olarak değerlendirilmesiymiş. Oğul veren arı tercih edilmiyor. Çünkü arıcılık konusunda ileri derecede çalışmalarla istenilen özellikleri taşıyan arılar yetiştirilmiş.

Hoca'mız İskoçya'da ormanda gezerken ağaçlarda arılar - oğullar görmüş. Demiş ki "Bu arıları niçin almıyorsunuz?" Verdikleri cevap ilginç:" Bunlar başıboş arılar, bakmaya değmez, alır kovanlara koyarsak arılarımız bozulur ve oğul vermeye başlar."

Bölgemizde geleneksel arıcılık  sepet kovanlarla yapılagelmiştir. Hala çoğumuzda sepet kovan var. Sepet kovandaki arılar kışı rahat çıkarıyor ve ilkbaharda çok hızlı bir gelişim gösterir ve mevcut sepet dar geldiği için arı oğula yöneliyor. Teknik arıcılıkta arının oğul vermesi arıcı için ekonomik kayıp demektir. Dolayısıyla arı çoğaltma işi arıcının kontrolünde yapılan teknik bir iştir.

Sonuç olarak on yıl önce başlatılan Trakya arısı koruma alanı uygulamasıyla arı gen kaynaklarının özgün olarak kalması sağlandı. Trakya arısı, karniyol  arısı özellikleri taşımakta ve bu bölgeye milyonlarca yıldır uyum sağlamıştır.

Verdiği konferansla bizi aydınlatan değerli Hoca'mıza ve Rıdvan Ulus ve Cemalettin Saygılı başkanlarımıza teşekkür ederiz.

Bu yıl kış yirmi aralıktan sonra geldi. Bir geldi, pir geldi, derler ya aynen öyle ... Yaklaşık kırk gündür soğuk ve karlı geçiyor. Belki zemheri giderken soğukları da alır gider.